22 06/11
09:56

Amsterdam

Son zamanlarda gerçekten hızlı yaşıyorum sanırım. Yani benim hızlanmak gibi bir amacım yok ama, olaylar böyle gelişiyor. Çalıştığım (aslında kurmaya çalıştığımız) şirketten 9 yıllık arkadaşımı kaybederek ayrıldım. Fazla irdelemeye gerek yok. Yine bundan önce çalıştığım şirketten (Vargonen) teklif aldım. Aslında kendi işimi kurup devam etmek gibi bir fikrim vardı, bunu da destekledikleri için tekliflerini kabul ettim.  Amsterdamda yaşama ve çalışma imkanı da sağladıkları için kısa bir süre  test sürüşü yapmak üzere Amsterdam’a geldim. Yaklaşık 1 haftadır buradayım, ve kafamı toparlayıp karar verebilirsem en azından önümüzdeki 5 yılı burada geçirmeyi planlıyorum.

Ailesinden maksimum 15-20 gün ayrı kalmış bir ana kuzusu olarak böyle bir kararı vermek çok kolay değil benim için, ama gelecek kariyer falan filan diyorum :) Yoksa Amsterdam’daki rahat yaşam koşullarıyla, Victoria’s Secret podyumu kıvamında sokaklarıyla, lezzetli Amsterdam kekleri ile, “dumanlı kafa sahası” destekcisi Coffee Shop’larıyla ya da kırmızı sokakla filan hiçbir ilgisi yok. Tamamen gelecek, kariyer filan. Vallahi bak.

Genel olarak İzmir’deki hayatımdan fazlasıyla memnundum zaten. Oradayken sosyal biri olduğumu düşünmüyordum da, burada bir hafta geçirdikten sonra fark ettim ki ben fazla sosyalmişim ya. Kendi kendimle başbaşa kalmaya çok alışkın değilim. Şimdilik buradaki şirkette 3 Türk arkadaş (birisi patron yanlış olmasın :P) çalışıyoruz. Başka biri yok.

Buraya yerleşme fikrimi duyan birçok arkadaşım beni de al hacıı, olum orda bana da iş bulcaksın, bulmazsan hede hödö rere rörö.. vb. yaklaşımlarla beynimi sevdi. Hevesinizi kırmak istemediğim için şimdilik çok açmıyorum konuyu. Ama bir sonraki boş vaktimde buradaki kısa tecrübelerimi paylaşmayı planlıyorum.

 

04 06/11
16:23

Dayı oldum :)

31 Mayıs 2011 saat 11:00 civarında dünyanın en güzel kızı, dünyanın en çok konuşan kadını (ablam) tarafından dünyaya getirildi. Kısacası dayı oldum be! Şaka gibi geldi önce. Ameliyathaneden böyle buruşuk birşey çıkarıp getirdiler işte bebeğiniz bu diye. Çok tiksinirdim yeni doğan bebekten ben, bir de bizimkisi dövecek gibi kaşları çatık filan.. Ama yeğenim olduğu için midir bilmiyorum, doğduğumdan beri gördüğüm en güzel şey bu bebek arkadaş. Yanında durup böyle sarılıp sıkmamak için gerçekten mücadele ediyorum. Doğum hastahanesindeki hemşireler alıp hamur gibi yoğurarak sevdi prensesimi. Ben yapamıyorum birşey olacak diye. Kucağıma almaya kıyamıyorum. Kaşını gözünü oynatması, ağlaması, nefesinin sesi gibi normal tüm davranışları sanki olağan üstü birşeymiş gibi mutlu ediyor beni.

Mutluluktan ağlayan insanlarla çok dalga geçerim ben. “Mutluluktan ağlanır mı be, gülsene gerizekalı” diye :) O insanlardan özür diliyorum şu an. Ablamla ilk yanyana geldikleri ana şahit olunca gözlerim doldu. Baya salsam kendimi salya sümük ağlıcam. Bu ne len ne biçim dayı bu demesin prensesim diye tuttum kendimi. “Ramiz Dayı” çizgimden çıkmak istemiyorum. “Yeğeeeen şu şöyledir bu böyledir.” demeye başladım bile şimdiden :))

Kendi bebeğim olsa bu kadar sevinemem herhalde. Herkesin deneyimlemesi gerek böyle bir duyguyu. Birkaç ta fotoğrafını ekliyim prensesimin tam olsun :)

Buradan böyle bir güzelliği dünyaya getirdikleri için Faruk (enişte) ve Ablam’a sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum ve yeğenlerimin devamını bekliyorum :))

11 05/11
16:42

Hiçbirinizle aynı fikirde olmak zorunda değilim!

Son zamanlarda dikkat ediyorum da, çevremde o kadar fazla yaşam koçu, psikolog psikiatr filan varmış ki, ben gidip boşu boşuna üniversite bitirip diploma almış ve yıllarca mal gibi çalışmış bir doktora ulaşabilmek için 1 ay bekleyip bir de üstüne para vermek gibi bir enayilik etmişim. Keşke bu muhteşem, kendini başarının anahtarı gören arkadaşlardan destek alsaymışım.. Nasıl bir yetenektir ki, o kadar mükemmeller ki yanlarında kendimi şunun kadar gereksiz hissediyorum.

Birileri ya da bir topluluk ile aynı fikirleri paylaşmadığım için, deneyimlemediğim bir konuda tahminler üzerine karar verilmesine karşı olduğum için, kendi tecrübelerime başkalarının tecrübesizliklerinden daha fazla güvendiğim için saygısız sıfatı almayı hak ediyorsam hiç gocunmadan alnıma dövmesini yaptırabilirim. Saygılı olmayı körü körüne itaat etmeyenleri acımasızca eleştirip, o bizden değil kaka fikrini savunmak  ile eşdeğer gören arkadaşlarım. Burdan size sesleniyorum. Ben muhteşem bir SAYGISIZIM.

Gelecekte çok fazla zengin olmak, holding sahibi olmak vb. planları olan insanlar tarafından tembellikle de eleştirildiğim oldu. Ben çok para kazanınca değil, çok mutlu olunca mutlu oluyorum.
Zıt fikirleri savunduğum durumlarda, düşündüğümün aksine gelişen olaylarda kimin fikrinin haklı çıktığına değil, varılan sonucun doğruluğuna bakarım. “Ben demiştim” dediğim zaman Egom tatmin olmaz benim. Aksine üzülürüm çünkü birşeyler yanlış gitmiş, boşa zaman kaybedilmiş ya da geç kalınmıştır. “Ben demiştim” demekten nefret ederim.

Verdiğiniz bilgilerin doğru olup olmadığının sağlamasını almaya çalışıyorsam önce bir dönüp kendinizi gözden geçirin. Neden böyle yapıyorum? Neden güvenmiyorum?
Emin olmadığım konularda atıp tutmaktansa susup tahminlerimi bile kendime saklıyorum. Bilmediğim bir konu hakkında gerçekten bilgi sahibi olana kadar başkalarının tecrübelerini de dinliyorum. Deneyimliyorum sonra konuşuyorum Kİ, başkaları da ben birşeyleri anlattıktan sonra sağalama yapma gereksinimi duymasın.

Kimseyi kırmamak için elimden GELMEYENİ bile yapıyorum. İnsanlarla uğraşmak gerçekten çok zor. Ailesini toplayıp köyüne yerleşen insanlara çok imreniyorum bazen. Keşke bir köyümüz olsaymış bizim de gidip bahçede domates yetiştirip, çok fazla insan olmadan huzurlu yaşasaymışız.

Haydi karakter analistleri, burda yazdıklarımdan da yeni anlamlar türetip ağzınızı kullanın ve konuşun. Ama hiç sorgulamayın kendinizi çünkü mükemmelsiniz.

Anahtar kelime: EMPATİ

imza: SAYGISIZ.

 

09 05/11
19:03

Dalarım!

Son zamanlarda hayatıma renk katma çalışmalarıma devam ederken, karada yapılacak çok fazla şey kalmadığını fark ettim. Bir de suyun altına bakalım (bakarsın deniz kızı filan tavlarız :P) dedim. Demekle kalmayıp kuzen sponsorluğunda dalış kursuna kayıt oldum. İlk gün sonrası dedim ki: “Yok böyle bir zevk arkadaş!”

Şu ana kadar kıyıdan 5 km açılma şansına bile erişemedim ama bu kadarı bile inanılmaz eğlenceliymiş. Tecrübe edindikçe daha ilgi çekici yerlere gideceğim.  CMAS Bir yıldız Dalıcı lisansı almak için daha 4 dalış daha yapmam gerekiyormuş. Bu haftasonu resmen uçarak gideceğim o 4 dalış için. Neyse olayımıza dönelim. Benim gibi dalış olayına merak sarıp kursa filan kayıt olmaya kalkarsın filan diye tecrübelerimi paylaşıyorum hemen..

Benim kayıtlı olduğum kurs tüm ekipmanları kurs ücreti dahilinde kullanmanı sağlıyor.  Hemen hemen tüm ekipmanlar vücüda doğrudan temas ettiği için, senden önce birilerinin kullanmış olması fikrine katlanamıyorsan başlamadan önce  birkaç bin lirayı gözden çıkarıp ekipmanları satın almanda fayda var. Şimdi burdan her ekipmanı anlatacak değilim, kursta anlatırlar zaten. Ama sıkıntılı konular şunlar:

Kıyafeti ilk giydiğinizde, (ki giymesi gerçekten çok zormuş!) eğer benim gibi birazcık! göbekli biriysen, içinde kendini Recep İvedik gibi hissedeceksin:))

Eğitim sırasında denize tekne ile açılarak değil kıyıdan yürüyerek giriliyor. Sırtında bilmem kaç kilo tüp ve belinde suya rahat batabilmek için ağırlığının onda biri kadar kurşun ağırlık ile kıyıdan denize kadar yürüme kısmı gerçekten işkence! Bizim denize girdiğimiz koy biraz taşlıydı. O ağırlıklarla ilk heyecan koşa koşa suya girmek yine kolay. Asıl zorluk bir süre efor sarfettikten sonra çıkmakta! Ağırlık fazla olduğu için yerdeki taşlar ayağına resmen giriyor. Bu sebeple dengen bozulduğunda, tekrar denge sağlamaya çalışırken kıyıya yansıyan görüntü “Şahin K. ‘nın denizin buz gibi sularından gelmesi” nden hiç te farklı değil! Gelelim bu maddenin tavsiye kısmına. İlk kez kursa gidince bu olayı illaki tecrübe etmiş oluyorsun. İkinci gidişe kadar, patik dedikleri ayakkabımsı şeyden ve buna uygun paletlerden satın almakta fayda var. En azından ayağın tabanında koruyucu bir katman daha oluyor paleti çıkartınca.. Ben şimdiden satın almak için araştırmaya başladım bile..

 

Denizin dibinde  olduğun süre içerisinde Maske’nin (halk arasında gözlük filan da deniyor ona.) buğu yapıp görüş alanını kısıtlamaması için kurstaki hocanın yapmamı istediği şey “İçine tükürmek” . Şaka değil. Bildiğin cam kısmın üzerine tükürüp parmağınla yaydıktan sonra bir kez suya sokup çıkardıktan sonra maskeyi takarsan suyun altında buğu yapmıyormuş. O maskenin benden önce 938297473803785235 kere daha kullanıldığını düşününce iğrençliğin boyutu katlanıyor. Ha bu arada unutmadan daha az iğrenç olan metod da çiğ patates sürmekmiş. Ama herkes 2 faslak tükürüp bu işi hallediyor. Bu sebeple kendi yüzüne uygun ve sadece senin kullanacağın bir maske almanı şiddetle tavsiye ederim!

Bunu zaten kurstaki hoca söyleyecek. Ne yaparsan yap sakin ve yavaş olmalısın. Hiç aceleye paniğe gerek yok. Dolayısı ile pek kadınlara uygun bir spor değil :))) Bu sporu kız arkadaşınla yapmayı düşünüyorsan çok huzurlu dakikalar geçireceğinin garantisini ben veriyorum. ( su altında iken konuşmak mümkün değil. ;) )  Eğer bayansan su altında iletişim için işaret dilini iyi öğrenmen gerek :))))

İlk hafta dikkatimi çeken her şeyi şimdilik yazdım. İlerleyen dalışlardaki tecrübelerimle de aydınlatmaya devam edeceğim. Benim için dua et suyun altında deniz anası ile karşılaşmayayım. En büyük fobim :(

20 02/11
23:59

Vodafone 945

Gözüm gibi baktığım teknolojik cihazlarımı (gözler miyop) satmaya kıyamayıp aile bireylerime devrediyorum. Firmware modifiye etmek için saatlerimi harcadığım w810′umu en son arkasında plaster olmadan çalışamayacak duruma getiren kardeşimin feryadına tepkisiz kalamayıp yeni bir tane telefon daha almaya karar verdim. Neyse işte öyle oldu böyle oldu, 5800′ı kardeşime verdim. Son zamanalrda televizyonda bolca reklamını gördüğümüz Vodafone 945lerden (yani gerçek markası ZTE  ve modeli “Joe” olan telefonlardan) bir adet aldım. Zaten 55 liralık tarifeyi kullanıyordum. 24 ay 56 lira ödemeyi taahhüt edince telefon bedavaya geliyor gibi filandı.(kazıklanmadım inşallah)

Müşteri hizmetleri ve abone merkezinin verdiği bilgiye göre telefona 300 lira değer biçiyorlar. Varsayalım ki 12 ay sonra ben bu Vodafone’dan ya da tarifeden vazgeçtim dedin. (300 / 24) * 12 = 150 TL ödemek durumunda kalıyorsun. Bana bu şekilde vaat ettiler. Yan çizerlerse Vodafone’un benden çekeceği var. Neyse, konunun özüne gelelim. 5800′la da kıyaslayarak telefonun artı ve eksilerini yazıyorum.

+5800 ‘a oranla çok hızlı ve stabil çalışıyor.
- Kamerası çamur gibi fotoğraflar çekiyor. 5800 çok daha başarılıydı. Özellikle gece flash açınca sadece beyaz bir görüntü alıyor.
- Speaker çok güçsüz. Zil sesini duyamayabiliyorsunuz.
-Ekran 256.000 renk. Yani iphone ya da 5800 ile kıyaslamak gibi bir hata yapmayın. (5800′da 16 Milyon renk var). Ama sıkıntı yaratan bir durum değil. HD video izlemeyecekseniz, normal telefon kullanımı ve internet için yeterli.
+ Pil 5800′a oranla çok iyi. Telefonu ilk açtığımda gelen yarım şarjı bitirmek için bir gün boyunca GPS, 3g,WLAN vs. bütün fonksiyonlar açıkken kullandım telefonu. Bekleme süresi de 2 günden fazla.
+ Ekran 5800 gibi BASMATİK değil, dokunmatik. Tepki süresi çok düşük. 5800 ile kıyas kabul etmez! Bir gün duvara çarpmaktan korkuyordum o telefonu!
+ Android işletim sistemi olmasının çok fazla avantajı var, en önemlisi android market. (vodafone bu uygulamayı koymamış içerisine fakat 3rd party yazılımlarla işi çözebiliyorsunuz.) Şu an için Android 2.1 versiyonu ile çalışıyor fakat 2.2 Froyo güncellemesi çıkacakmış. Telefonun tüm donanım özelliklerini son limitine kadar kullanabiliyorsunuz. iPhone’u hızı 120km/h ‘a limitlenmiş Lamborghini Gallardoya benzetiyorum…
-Vodafone’un içerisine yüklediği standart yazılımları kaldıramıyorsunuz. 300 mb dahili hafızası olan bir telefon için ciddi bir dezavantaj.
- GPS ve WiFi çekim gücü maalesef düşük..

Çok feci önemli uyarı!!! : Eğer daha önce Swype özelliği olan dokunmatik ekran klavyesi kullanmadıysan, yazdığın mesajı/e-maili 5 kere okuyarak gönder tuşuna bas. Cümlenin anlamını hiç olmayacak yerlere getirebilecek kelime tahminlerinde bulunup, magmanın derinliklerine uzun bir yolculuk yapmana sebep olabilir. Tecrübeyle sabit!!!

Artıları eksileri bir yana bırakınca ayda 1 lira daha vererek neredeyse bedavaya gelen bir telefon için çok çok fazla başarılı bence. Bana “hacı nasıl ya telefon alsak mı biz de?”  vb. sorular yönelten arkadaşlara cevap olsun. Alabilirsiniz, ben memnunum.

Kullandıkça artı ve eksileri eklerim buraya. c72.org’da da root’lama prosedürü ile ilgili birşeyler yazıcam çıkmaz ayın son perşembesinde. Daha teknik incelemeler için:

http://www.google.com.tr/search?sourceid=chrome&client=ubuntu&channel=cs&ie=UTF-8&q=vodafone+945+inceleme